11. ULUSAL HALK SAĞLIĞI KONGRESİ KATILIMCILARI BİLDİRGESİ
(23–26 Ekim 2007, Denizli)

Halk Sağlığı Uzmanları Derneği ile Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı tarafından,  23–26 Ekim 2007 tarihleri arasında, Denizli Pamukkale Üniversitesi Kongre Merkezinde ortaklaşa düzenlenen 11. Ulusal Halk Sağlığı Kongresi, ulusal düzeyde geniş bir katılımla gerçekleştirilmiştir. Halk Sağlığı ve Sağlık Bilimlerinin çeşitli disiplinleri ile birlikte, sosyal bilimler (sosyoloji, iktisat ve ekonomi, kamu yönetimi) alanındaki sağlıkla dolaylı ya da doğrudan ilgili uzmanlardan oluşan 512 kişinin katıldığı kongrede, Halk Sağlığının çeşitli alanlarında 43 ayrı oturum gerçekleştirilmiştir. Kongre oturumlarında katılımcıların üzerinde önemli ölçüde birleştikleri konu olarak, ülkemizin Halk Sağlığı sorunlarıyla ilgili olarak vurgulanan noktalar aşağıda sıralanmıştır.

Kongre oturumlarında katılımcıların üzerinde önemli ölçüde birleştikleri, ülkemizin Halk Sağlığı sorunlarıyla ilgili olarak vurgulanan noktalar aşağıda sıralanmıştır:

1- Bir ülkenin halkının sağlıklı olmasını, sunulan sağlık hizmetlerinin niteliği, kapsayıcılığı, sürekliliği, ücretsiz olması dışında yoksulluk, işsizlik ve gelir düzeyindeki eşitsizlikler de etkilemektedir. Bu şekliyle ülkemizde yaşananlar sağlık alanında eşitsizlikleri arttırarak halkımızın sağlığını giderek artan düzeyde tehdit etmektedir.

2- Son yıllarda dünyadaki küresel dönüşüm ile paralel olarak pek çok ülkede sağlığın doğuştan kazanılan bir insanlık hakkı olduğu göz ardı edilerek, bu hizmetin bir kamu hizmeti olmaktan çıkarılması süreci yaşanmaktadır. Ne yazık ki bu durum ülkemiz için de geçerlidir. Türkiye’deki sağlık örgütlenme ve finansmanında köklü değişikliklere gidilen “Sağlıkta Dönüşüm Programı” finansmanı ülkemiz tarafından karşılanamayacak, zaten ekonomisi büyük ölçüde dışa bağımlı ülkemizi sağlık alanında da dışa bağımlı yapan bir uygulamadır. Bu şekliyle “Sağlıkta Dönüşüm Programı” uygulamaları sanılanın aksine sağlık hizmetlerini ücretli hale getirmekte, sağlık hizmetlerinden yararlanmak isteyenlere ödedikleri vergilerden farklı bir prim (=ek para) ödemelerini gerekli kılmakta, herkese “paran kadar sağlık anlayışı ile” ödediği para kadar sağlık hizmeti sunumu temeline dayanmaktadır. Bu durum sağlık hizmetlerini rant kapısı olarak gören bir anlayışın eseridir. Kongre katılımcıları sağlık hizmetlerini özelleştiren, sağlık alanında eşitsizlikleri derinleştirecek olan bu uygulamayı desteklememekte, karşı durmakta hatta halkımızı ve kamuoyunu bu oyuna gelmemek için bir arada olmaya çağırmaktadır. Kongre, ülkemizdeki finansal kaynakların etkili ve verimli kullanımı ile halkımıza sürekli, kaliteli, kapsayıcı ve verimli bir sağlık hizmeti sunumundan yanadır.

Halen 12 ilimizde “Aile Hekimliği Örgütlenme Modeli” pilot uygulaması Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın en temel uygulama alanıdır. 2008 yılında bu uygulamanın yaygınlaştırılacağı ifade edilmektedir. Ancak süreç çok sıkıntılıdır. Sağlık Ocaklarını ve sağlık hizmetlerinde ekip anlayışını yok eden; herkese eşit ve nitelikli sağlık hizmeti sunumunu, ana çocuk sağlığını, iş ve işçi sağlığını, topluma yönelik sağlık hizmetlerini bir kenara atan; ülkemiz gerçeklerini, kültürünü, altyapısını, ekonomik koşullarını göz ardı eden Aile Hekimliği Pilot Uygulaması, sırf başarısız olmasın, halk uygulamaya karşı durmasın diye getiriliş nedeniyle çelişen şekilde eğilip bükülmekte deyim yerinde ise bir hilkat garibesine doğru çevrilmektedir. Pilot uygulama, uygulandığı illerde geri dönüşümsüz olarak halen geçerli olan “224 sayılı YASA” ilkelerini çiğnemekte, pilot uygulamanın olası başarısızlığı halinde geri dönüşebilirliği mümkün kılmamaktadır. Bu durum bilimsel gerçeklerle uyuşmayan, hukuk dışı bir uygulama görünümündedir, halkımızın çıkarına ve ülkemiz gerçeklerine hizmet etmemektedir. Bu uygulama sağlıkta özelleştirmenin öteki adıdır ve karşı durulmalıdır. Kongremiz, sağlıkta özelleştirmenin sağlık hakkına erişimi engelleyeceğini belirtir ve sağlık hizmetlerinin halkımızın bütün bireyleri için hakkaniyet ölçüsünde ulaşılabilir, nitelikli, sürekli olmasının önündeki tüm engellerin kaldırılmasından yanadır.

3- Ülkemizde hala kadın ve çocuk sağlığı düzeyi istenilen düzeye ulaştırılamamıştır. Kongremiz bu olumsuz sürecin durdurulması ve önlenmesinde sağlık hizmetlerinin kamu eliyle yürütülmesini tek çözüm olarak görmektedir. Son yıllarda ülkemizde giderek daha çok dikkat çeken gençlerin riskli davranışların önlenmesi için ebeveyn eğitim programlarının uygulamaya geçirilmesine ivedilikle gereksinim duyulmaktadır.

4- Türkiye’de son yıllarda ortaya çıkan (Kırım Kongo kanamalı ateşi, Kuş gribi, Tularemi gibi) yeni zoonotik (hayvan kaynaklı) hastalıklar ve eskinden var olup da tekrar ortaya çıkan verem, sıtma, bulaşıcı hastalar ne yazık ki ülkemizin halk sağlığı gündemindeki önemli yerini korumaktadır. Kongremiz bu olumsuz durumu, sağlık hizmetlerinde sağlıkta dönüşüm projesinin yarattığı yönetim zafiyetine, toplumdaki eşitsizliklerin derinleşmesine ve giderek artan çevre sorunlarına atfetmektedir. Bu durumun önüne geçilebilmesi için kongremiz, kamu sağlık örgütlenmesinin ve veteriner koruyucu halk sağlığı hizmetlerinin geliştirilmesini önerilir.

5- Bunun yanında giderek yaşlanan kentsel nüfusun yol açtığı süreğen hastalıklar ve yaşlılıkla ilgili sorunlar Türkiye’yi çifte yük altına sokmuştur. Başta kalp damar hastalıklarının yol açtığı beklenenden erken ölümlerin önlenmesi amacıyla risk faktörlerinin (sigara, hipertansiyon ve damar sertliği) önlenmesi için yaygın toplum programlarının ivedilikle geliştirilmesi gereklidir. Ayrıca, kanser sürveyansının İzmir Kanser Kayıt Merkezi model alınarak seçili illerdeki merkezler tarafından uluslararası kurallara ve standartlara uygun olarak yürütülmesi uygulaması desteklenmelidir.

6- Türkiye’de yaşanan çevre sorunları, çok boyutlu olarak artarak sürmektedir. Kongremiz ülkemizde genel olarak çevre sorunları ile ilgili mevzuat yeterli olmakla birlikte bu mevzuatın uygulanmasında çok ciddi sorunlar yaşandığına dikkat çekmiştir. Ülkemizde yılda 2.5 milyon ton tehlikeli atık üretilmektedir. Ancak bunun sadece 135 bin tonu kayıt altına alınabilmekte; yasa ve yönetmeliklere uygun imha edilebilmektedir.  Geri kalan kısmının ise kaçak yollardan doğaya bırakıldığı gerçeği son dönemde yürütülen denetimlerle ortaya çıkmıştır. Bu nedenle yer üstü ve yeraltı su kaynakları ile hava ve toprak kirliliği yaratan tehlikeli atıklar özellikle besin zincirine girerek insan sağlığı üzerinde istenmeyen etkilerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Sorunun çözümü için ülkemiz açısından gerçek bir tehlikeli atık yönetim stratejisi belirlenmeli, geri kazanım projelerine ağırlık verilmeli, yönetmelikler gözden geçirilerek yakma, derine enjeksiyon, eski maden ocaklarına terk gibi tehlikeli atık imha yöntemlerinden vazgeçilmelidir. Ayrıca tehlikeli atıkların yaratacağı kirlilik ile ilgili halk sağlığı verilerinin çıkarılması ve izlenmesi için gerekli yasal düzenlemeler yapılması gereği vurgulanmıştır.

1987 yılında Dünya Sağlık Örgütü tarafından başlatılan ‘Sağlıklı Kentler Hareketi’nin 20. yılında geldiği nokta ve ülkemizden bu projeye katılım tartışılmıştır. Halk sağlığı çalışanlarının kent sağlığı için neler yapabilecekleri gözden geçirilmiş ve ‘Sağlıklı Kentler Hareketi’nin bunun için uygun bir araç olarak kullanılabileceği belirtilmiştir. Halk sağlığı çalışanlarının yerel yönetimlere sağlık alanında yol göstermesi ve danışmanlık yapması gerektiği; bunun son yerel yönetim yasa değişikliklerinden sonra daha da önem kazandığı belirtilmiştir.

7- Türkiye’de tütün bağımlılığı en önemli sağlık sorunlarından birdir. Tütün kontrol programları yaygınlaştırılarak sürdürülmelidir. Son yıllarda uluslar arası baskılara rağmen olumlu mevzuat geliştirme çalışmalarına karşın bu sorun ağırlığını korumaktadır. Ülkemizde yetişkin her 10 erkekten altısının, her 10 kadından üçünün bağımlısı olduğu, her yıl 100 bin kişinin ölümünden sorumlu olan tütün bağımlılığının hızla azaltılması için var olan 4207 sayılı kanunun eksiksiz uygulanması ve bu kanunun desteklenmesi amacıyla verilmiş olan yasa teklifinin, kapalı ortamların tamamen sigarasız olmasını düzenlemek kaydıyla mecliste kabul edilmesini uygun bulmaktadır.

8- Ülkemizde çalışanların büyük bölümü "iş sağlığı hizmetlerine" erişememektedir.  Tarım sektörü, küçük ölçekli işletmeler ve enformel sektörde istihdam edilenler bu hizmetlere erişim olanağı en sınırlı olan çalışan gruplarıdır.  Temel sağlık hizmetlerinin, öncelikle bu yüksek riskli çalışan gruplarını kapsayacak biçimde çalışma yaşamı ile eklemlenmesi toplum sağlığı açısından önemli hedeflerden biridir. Bu doğrultuda Sağlık Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER) ve Türk Tabipleri Birliği aracılığı ile iletişim kurulmasında yarar vardır. Halk sağlıkçıların "iş sağlığı" alanındaki duyarlılıklarını öneri ve araştırmalara dönüştürmek, HASUDER adına politika ve eylem programları üretmek ve üyelerle paylaşılması için dernek çatısı altında bir "İş sağlığı çalışma grubu" kurulması önerilir.

9- Ülkemizde yaşatılmakta olan borçlanma-özelleştirme sürecinin sağlığın toplumsal belirleyicileri ve sağlık hizmetleri sunumuna etkisiyle, yurttaşlarımızın sağlık-refah içinde yaşam haklarını ihlali sonuçlarını doğurduğu saptanmıştır.

10- Sağlık politikalarına müdahale, politika belirlemede akademisyen ve sahada çalışan halk sağlıkçıların bilimsel önerilerinin dikkate alınması yurttaşlarımızın sağlığı ve ülkemizin yararına katkı sağlayacaktır.

Kamuoyuna duyurulur.

11. Ulusal Halk Sağlığı Kongresi Katılımcıları (01 Kasım 2007)